loading
TAZMİNAT DAVASI (Deprem Sebebiyle Uğranılan Zararın Giderilmesi İstemi) - ZAMANAŞIMI (Somut Olayda Depremin Üzerinden Bir Yıllık Süre Geçmediğinden Zamanaşımı Süresi Dolmamıştır) - KARŞI OYLU KARAR - İDARE MAHKEMESİ (İstem Halinde Dosyanın İdare Mahkemesine Gönderilmesine Dair Karar Hukuka Aykırıdır) - DÜZELTEREK ONAMA

İYUK.2, 11 eBK.60, 125, 126, 363

Deprem, 17.08.1999 günü meydana gelmiş olup eldeki bu dava ise 11.08.2000 günü yani bir yıllık süre içinde açılmıştır. Bu süre, BK`nın 60. maddesinde öngörülen bir yıllık süreye uygun düşmektedir. Bu durumda istemin zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın reddedilmiş olması usule, yasalara ve dosyadaki olgulara uygun düşmemektedir. İşin esası incelenip sonucuna göre karar verilmelidir.wn

YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ KARARI:

Davacı, sahibi olduğu ve oturduğu dairenin depremde yıkılması nedeniyle uğradığı zararın giderimini istemiştir.

Mahkemece davalı Yalova Belediye Başkanlığı yönünden uyuşmazlığın hizmet kusurundan kaynaklandığı gerekçesiyle yargı yolu bakımından mahkemenin görevsizliğine karar verilmekle dosyanın karar kesinleştiğinde Bursa İdare Mahkemesi`ne gönderilmesine karar verilmiştir.

İdari yargılama Usul Yasası`nın 2. maddesinde hangi işlerin İdari Yargı yerinde bakılacağı belirtildikten başka, aynı yasanın 11. maddesinde İdari Yargı yerine başvurmanın yöntem ve usulü de hüküm altına alınmıştır. Anılan yasa maddesi gözetildiğinde. Mahkemenin istem halinde dosyanın idare mahkemesine gönderilmesine ilişkin kararının bu maddeye aykırı olduğu açıktır. Ne var ki bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden HUMK`nın 438. maddesi uyarınca davalı Yalova Belediye Başkanlığı yönünden kararın düzeltilerek onanması uygun görülmüştür.

Davacının Davalı Aydın İnş. ve Malz. İmalat AŞ`ye Yönelik Temyiz İtirazlarına Gelince;

Davacı 17 Ağustos 1999 tarihinde meydana gelen deprem nedeniyle binanın çöktüğünü, bu binanın davalı şirket tarafından yapıldığını, zararın oluşumuna davalıların hukuka aykırı eylemlerinin neden olduğunu belirterek maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur.

Davalı süresi içinde zamanaşımı savunmasında bulunmakla birlikte sorumluluğunun bulunmadığını da ileri sürmüştür.

Mahkemece, deprem nedeniyle binanın yıkılması sonucu zararın meydana geldiği, ne var ki binanın yapılmasından bu yana on yıldan fazla bir sürenin geçtiği, böylece BK`nın 125., 126. ve 363. maddeleri göz önünde tutulduğunda, on yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği belirtilerek istemin zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kanıtlara göre, yıkılan bina 1976 tarihinde yapı kullanma ruhsatı alınıp dava dışı Mehmet Koçak`a satılmış, ondan da davacı 1993 yılında satın almıştır.

Binanın yıkıldığı tarihten on yıldan daha fazla süreden önce tamamlandığı konusunda yanlar arasında uyuşmazlık yoktur. Uyuşmazlık, zamanaşımının başlangıç tarihi ile ilgilidir. Diğer bir anlatımla zamanaşımı, binanın tamamlanıp teslim edildiği tarihte mi, yoksa zararın meydana geldiği tarihten itibaren mi başlayacağı konusundadır.

Zamanaşımı, bir maddi hukuk kurumu değildir. Diğer bir anlatımla zamanaşımı, bir borcu doğuran, değiştiren ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, salt doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bu bakımdan zamanaşımı alacağın varlığını değil, istenebilirliğini ortadan kaldırır. Bunun sonucu olarak da yargılamayı yapan yargıç tarafından yürüttüğü görevinin bir gereği olarak kendiliğinden göz önünde tutulamaz.

Borçlunun böyle bir olgunun var olduğunu, yasada öngörülen süre ve usul içinde ileri sürmesi zorunludur. Demek oluyor ki zamanaşımı, savunması ileri sürülmedikçe istemin konusu olan hakkın var olduğu ve kabulüne karar verilmesinde hukuksal ve yasal bir engel bulunmamaktadır.

İşte bundan dolayı, yasalarda öngörülen zamanaşımı sürelerinin işlemeye başlayabilmesi için öncelikle o hakkın istenebilir bir konuma, duruma gelmesi gerekmektedir. Yasalarda bu istenebilir konumda, yerine getirilmesinin gerektiği gün yani ödeme günü denmektedir. Bir hak, var olsa bile o hakkın istenmesi için gerekli koşullar gerçekleşmemişse istenemez.

Davaya konu edilen olayda 1976 yılında yapılıp tamamlanan ve 17.08.1999 tarihinde meydana gelen deprem nedeniyle yıkılan binanın Yapı İşleri Genel Teknik Şartnamesi`ne ve ayrıca afet bölgelerinde yapılacak olan yapılar hakkındaki yönetmeliğe uygun yapılmadığı tartışmasızdır. Demek oluyor ki davacı 1976 yılında yapılan ancak deprem sonucu yıkılan bina nedeniyle uğradığı zararını istemektedir.

Sorumluluk hukukunun genel kuralı gereğince, bir kimsenin haksız eylem nedeniyle sorumlu olabilmesi için öncelikle hukuka aykırı bir eylemin bulunması, bir zararın meydana gelmesi, zararın meydana gelmesinde kusurun bulunması ve haksız eylemle zarar arasında da uygun illiyet bağının olması zorunludur.

BK`nun ikinci faslın başlığı ""Haksız Muamelelerden Doğan Borçlar"" başlığını taşımakta olup 41.-60 maddeleri kapsamakta ve haksız eylemlerden doğan düzenlemeleri içermektedir. Bu faslın içinde yer alan 60. madde ise ""müruruzaman"" başlığını taşımaktadır. Anılan bu maddece haksız bir eylem sonucu meydana gelen zarar nedeniyle zarar görenin zararı ve zarar vereni öğrendiği günden itibaren 1 yıl ve her durumda, zararın meydana gelmesini sağlayan eylemden itibaren 10 yıl içinde istemde bulunması öngörülmüştür. Devamında ise haksız eylemin suç teşkil etmesi durumunda, bu sürelerin ceza yasasında öngörülen sürelere bağlı olacağı hüküm altına alınmıştır. Yine aynı maddenin ""zararı müstelzim fiilinin vukuundan itibaren..."" biçimindeki düzenlemede hukuka aykırı eylemin yanında zararın da gerçekleşmesinin öngörüldüğü anlaşılmıştır. Diğer bir anlatımla, hukuka aykırı eylemin varlığına karşın, zarar gerçekleşmemişse zamanaşımı süresinin başlaması söz konusu olmayacaktır. Somut olayda, hukuka aykırı eylem daha önce zarar ise depremin oluşumu ile gerçekleşmiştir.

Hukuki düzenleme ve eldeki bu olgulara göre, binanın yapımı yönetmeliğe aykırı olmasına karşın, o tarihte zarar doğmadığından davacının anılan tarihte bir talep hakkı da olmayacaktır. Bir hakkın, bu bağlamda ödence isteminin doğmadığı bir tarihte zamanaşımının başlatılması hakkın istenmesini ve elde edilmesini güçleştirir, hatta olanaksız kılar. Binanın yapım tarihinde, davalının hukuka aykırı olan eylemi gerçekleşmiştir. Ancak henüz bir zarar bulunmamaktadır. Depremin oluşumu sonucu zarar doğmuştur.

Davaya konu edilen olaydaki deprem, yani zarar doğrucu sonuç 17.08.1999 günü meydana gelmiş olup eldeki bu dava ise 11.08.2000 günü yani bir yıllık süre içinde açılmıştır. Bu süre, BK`nın 60. maddesinde öngörülen bir yıllık süreye uygun düşmektedir. Tüm bu olgular göz önünde tutulduğunda istemin zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın reddedilmiş olması usule, yasalara ve dosyadaki olgulara uygun düşmemektedir. O halde mahkemece yapılacak iş somut olayın özelliği oluş biçimi de gözetilerek işin esasının incelenip sonucuna göre karar vermektir.

Anılan yön gözetilmeden verilen karar usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.

KARŞI OY YAZISI

İstek deprem sonucu yıkılmadan doğan zarar ile ilgilidir. Zarara sebep olan imalattan depremin meydana geldiği tarihe kadar 10 yıldan fazla zamanın geçtiği bellidir. Olayda uygulanacak ceza zamanaşımının en fazla 5 yıl olduğunda tereddüt yoktur. Zamanaşımının hangi tarihte başlayacağı Borçlar Kanunu`nun 60/2 ve 125. maddelerindeki 10 yıllık sürenin nasıl uygulanacağı tartışma konusudur.

Olaydan sorumlu olan davalıların yıkılan yapı ile ilgilerini 10 yıldan fazla süre önce kestikleri bellidir. Yapıdaki yıkımda etkili olan eksiklik ve davalıların sorumluluklarının başlangıcı bu tarih itibarıyla doğmuştur. Kaideten zararın o tarih itibarıyla doğduğunu kabul etmek gerekmektedir. Zararın doğduğunun öğrenilmesi tarihi de önemli olup. bu öğrenmeden itibaren 1 yıl içinde dava açılabilir ise de kanundaki ""herhalde zararın vukuundan itibaren 10 sene"" içinde davanın açılması gerektiğine dair kesin ifade karşısında zararın fiilden itibaren 10 sene içinde meydana gelmemesi halinde davanın açılamayacağım kabul etmek gerekmektedir. Gerek akdi ve gerek haksız fiil sorumlulukları için en fazla 10 yıllık süre kabul edildiğinden yapının yapıldığı tarih itibariyle zarara sebep olan eylemin varlığını kabul etmek gerektiğinden, depremin bu 10 yıllık süreden sonra meydana gelmesi zamanaşımının o tarihten itibaren başlatılması için haklı neden sayılamaz. Aksi halde yasalarda düzenlenmeyen bir zamanaşımı türü meydana çıkar. Olayda zamanaşımının gerçekleştiğini kabul etmek gerektiğinden bozma kararına katılamıyorum.

Y4HD 27.03.2003 - K.2003/3673